İçiyle Dışıyla Batı Kültürü

Batılı olmayan tüm toplumlar son birkaç asırdan bu yana dünyada tartışmasız bir üstünlüğe sahip olan Batı’yı düşünme savaşımı verirken buna katılanlar birbirlerini olabildiğince göz önünde tutarak düşünsel düzlemde bir işbirliğine gitmelidir. Batılı olmayanlar olarak Batı, Batılılık ve Batılılar üzerine düşünürken bu yolda olan Nermi Uygur’u göz önüne getirmek gerekir.

O, bu meseleleri ele aldığı İçi Dışıyla Batı’nın Kültür Dünyası adlı yapıtına giriş niteliğinde özetle Batının dünyaya yönelik sarmalama harekatını vurgular. “Sokaklar evler, çarşılar, derslikler, kurumlar, toplantılar, dostluklar düşmanlıklar Batı’yla iç içe örülür. Alım, satım, eğitim, iletişim, politika, kültür, – her şey Batıca kaygılar, Batıca amaçlar, Batıca uzanışlar, seçeneklerle belirlenmekte. …korkular, özlemler Avrupa’yla dolup taşıyor. Yaşam-kültür odağına dönüşmüş Avrupa.” (s.12) “Batı’nın sarıp sarmaladığı bir zaman kesitindeyim ben.” S. 13
Bu metin için Mermi Uygur’la Batı arasında bir aitlik ilişkisi kuran bir başlığın tercih edilmesinin sebebi aynı zamanda onun Batı’yı anlatırken hareket ettiği noktayı da özetler. Batı onun Batı’sıdır. Çünkü anlattığı Batı, çizdiği Batılılık tümüyle kendi yaşam deneyimlerinin damıtılmasıyla ortaya çıkmıştır. Filozof “Kendi gücümün denetiminden geçmeyen hiçbir veri, kuram, bilgi, açıklama kandırmıyor beni. Başkalarınca ne denli kanıtlanmış sayılırsa sayılsın; kuvveti, yetkesi ne denli ağır basarsa bassın, hiçbir dışsal varlığın hiçbir hazır bilgisi içime sinmiyor. Böyle olunca her çeşit boş gururdan sıyrılmış bir alçakgönüllülükle, Batı konusunda, kendimi kendi yaşantılarıma bırakmaktan başka yapacak birşey kalmıyor bana.” (s.18) Görülen o ki filozof, Batı tasavvurunu ortaya koyarken herhangi bir kuram ya da akımın dışında kalarak kendi deneyimlerin çıkış noktası olarak belirlemiştir.

Bununla da kalmamış böyle bir yaklaşıma gelebilecek olan bilimsellik duyarlılığı taşıyan itirazları da karşılamıştır. Ona göre herhangi bir laboratuara sığmayan Batıyı bilimselliğe uygun olmayan bir nesne olduğundan salt bilimsel bakış açısıyla irdelemek çoğu kez işlev yitirebilir.
Batı’yı Batı yapan üç temel unsur sayan Uygur’un ilk durağı “Birey” alt başlığıyla ele alınır. “Şimdiye dek nerede bir bireyle karşılaştıysam orada bir Batılı buldum”( s.25) diyen filozofa göre Batılı olmanın temel özelliklerinden biri Doğu’da asla o ölçüde var olamamış birey olmaktır. Tam da bu noktada Uygur birey olmayı bencil olmaktan keskin çizgilerle ayırır. Ve Batılı için toptan bencil yaftasının önüne set çeker. Ona göre hiçbir zaman salt bir birey değildir Batılı. “Batılı bireyin birey varlığını: hep bireyi aşıp kuşatan ortaklaşa yaşam-kültür varlıklarıyla birlikte sürdürdüğüne tanık oluruz.”(s.30) Yani Uygur’un gördüğü kadarıyla Batılı bir kimse birey oluşundan kendisini birey olarak özneleştirmekten taviz vermeden ancak mensubu bulunduğu toplumla birey kimliğini uzlaştırabilen kişidir. O ne bireyliğinden vazgeçer ne de toplumsal bir varlık oluşundan. O birey oluşundaki toplumsal etmenlerle kucaklaşıp toplum içinde silikleşmeksizin benliğini ortaya koyabilir Batılı. “Bireyliğini sürekli bir çabayla birey-üstüne yönelik yaratılarla dengeleyip uyulmama atılımındadır hep.”(S.31) Uygur’un Batı’sının ikinci ana bileşeni onun tarafından “akıl” diye özetlenmekle kalınmamış ayrıca Batılılığın sembolü olarak ön plana çıkarılmıştır.
Uygur, bu akla ilişkin bazı saptamalarda da bulunur. Batılı akıl düzenlemeye yönelik bir akıldır ona göre. Öyle ki düzen olarak aklın bulunduğu her yerde muhakkak bir Batılı bulunur. Batılı aklın bir özelliği de durağan olmaması, sürekli bir devinim içinde olmasıdır. Uygur aklı söz konusu etmişken “dil”e de gerekli değerini biçmeden etmez. Dille aklı yapışık bilen filozofun tasavvurundaki batının aklı da dille birlikte bir kültür evreni kurmuş durumdadır. Böyle devingen ve düzenleyici bir aklın eleştiri kültürüyle bütünleşmiş bir sürümü Batı’nın asıl özelliklerinden birini oluşturur. “…yöneldiği hiçbir şeyi eleştirmedikçe rahata kavuşmayan; yetesiye eleştiriden geçirmedikçe dinginliğe erişmeyen bir akıldır Batı aklı.”(s.41) Zaten bugünkü Batı’nın Batı olmasının düşünsel temellerini atan Aydınlanma sürecinin en önemli işlevi de kültürünü çevrelemiş bulunan birtakım dogmalarla eleştirinin dönüştürücü etkisi sayesinde baş edebilmesi olmuştur.

Batılılığın son temel özelliğini Uygur “bu dünya” başlığı altında ele alır. Diğer iki temel bileşenden asla soyutlanmadan ele alınması gereken bu dünyalılığın tesis edilmesinin temellerinde sekülerleşmeyi de beraberinde getiren akılcılık ve tanrının evrenin merkezindeki yerinin bireye verilmesi bulunur. Bu dünyalılıkta teknik hayatî öneme sahiptir. Teknik, Batılının gözünde, doğal yapay olanakları, Batıca bir dünyaya dönüştürme çabalarının toplamıdır. Yaşamı daha yaşanılır kılmada Avrupalının, Amerikalının büyük ölçüde yaslandığı bir dayanak tümüyle teknik.

Uygar yansız gözlemciliğinden ödün vermeyerek Batı uygarlığına ilişkin birtkım olumsuzlukları da söz konusu eder. Ona göre Batı mutlu insanlar toplamı olarak görüldüğünde bir hataya düşülmüş olunur. Onca Batının getirilerinin birtakım yan etkileri de bulunur. “İşte yer, su, hava kirlenmeleri; işte atıklı, çöplü, ışınlı, kokulu, gürültülü, sıvılı, uygarlık boğulmaları; işte insana, topluma soluk aldırmayan bürokrasiler; işte “eğitim” adı altında aptallaştırmalar; işte “yardım” adı altında tutsaklıklar; “kalkınma” adı altında güdümlemeler; işte yakını uzağı bezdiren, kimi açık, kimi örtük, bazen örgütlü bazen örgütsüz çoğu kez bilip bilmeden devletin de bulaştığı sömürüler, terörler.”(s.52) Filozof tüm bunların insan soyunu yok etmeye bile götürebileceği olasılığından da söz eder.

Özetle Mermi Uygur iyisiyle kötüsüyle Batı’yı ele almış, kendi yaşantılarından hareketle yukarıda özetlenen bazı söylemler geliştirmiştir. Filozofun bu tespitleri Batı üzerine okumalar yapanlar için ve felsefesini ele alacak herkes için oldukça işlevseldir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyta Laleş

Brief Oluşturma Rehberi

Bir Söz Ver